Şerit Komutlarını Atla
Ana içeriğe atla
ANNE BABALAR İÇİN
 
 

Nasıl Uyuşturucuya Alıştırılır ?

Pekçok uyuşturucu maddeye bağımlı hale gelmek için bir defa kullanmanız yeterli olabilir. Çünkü bu maddenin vücudunuza nasıl etki edeceğini veya vücudunuzun bu maddeye nasıl tepki vereceğini bilemezsiniz. Dolayısıyla bu kirli işten para kazananlar için en önemli başarı sizi bir kere dahi olsa bu maddeyle tanıştırabilmektir. Ve sürekli olarak ifade ettiğimiz gibi bu maddeler ilk verildiğinde bedava verilir. Çünkü satıcı sizin maddeye bağımlı hale geldiğinizde onun kapısını çalacağınızı iyi bilmektedir.

Ne Yapmalısınız ?

Anne ve Babalar;
Çocuğunuzun Bağımlılık Yapıcı Madde Kullandığını Anladığınızda;
 
 
1- Paniğe kapılarak öfke ile hareket etmeyiniz.
2- Durumu gözlemleyerek Çocuğunuzun sosyal çevresini inceleyip, sorunun kaynağını tespit etmeye çalışınız,
3- Çocuğunuzun arkadaş ilişkilerini gözden geçiriniz,
4- Çocuğunuzun uyuşturucu madde kullanmasının sebeplerinin arasında, sizin de eksik ve yanlış davranışlarınızın olduğunu göz ardı etmeyiniz,
5- Çocuğunuza kesinlikle kötü davranmayınız, onu suçlamayınız,
6- Uzman bir hekimin bilgisine başvurarak tavsiyeleri doğrultusunda hareket ediniz,
7- Çocuğunuzu sıkmadan, sevgi ve şefkatli bir yaklaşımla ona daha fazla ve kaliteli zaman ayırınız,
8- Aile bağlarını gözden geçirip, güçlendirmeye çalışınız,

Nasıl Anlarsınız ?

Gencin içinde bulunduğu aile, okul, yakın çevre, bağımlı olan genci ne kadar erken fark eder, ona yardımcı olmaya çalışırsa, gencin bağımlılıktan kurtulma şansı o kadar artar. Bu nedenle, erken teşhis belirtilerinin bilinmesi çok önemlidir. Teşhis belirtileri fiziksel ,ruhsal belirtiler ve toplumsal belirtiler olarak iki grup içinde toplanır. Bunların birkaçının bir araya gelmesi alarmı harekete geçirir.Madde kullanan kişiyi anlamak için kesin bir ölçü yoktur. Kişilerde görülen davranış değişikliklerini hemen uyuşturucu kullanımına bağlamak yanlış olur. Unutulmamalıdır ki; ergenlik döneminde de bedensel ve ruhsal değişiklikler görülür. Bu nedenle kişi hakkında duyulan şüpheleri gidermek için mutlaka bir uzman görüşüne başvurulmalıdır.
 
Ergenlik dönemi, puberte ile başladığı, gencin kendi ekonomik bağımsızlığının kazandığı yaşlara kadar sürdüğü kabul edilen bir gelişim dönemidir. Biyolojik, psikolojik ve ruhsal olarak hızlı değişimlerin yaşandığı bu cağ; kendine özgü bazı özellikler taşımaktadır. 10’ lu yaşların başından, 20’li yaşların başı ya da ortasına kadar uzayabilen bu dönemde; bir çocuğu yetişkin hale gelmesi söz konusudur. Her çocuk ve gencin kendine özgü biçimde yaşadığı bu dönemde, bireysel ruhsal bağımsızlığın kazanılması, uygun ve tutarlı akran ilişkilerinin kurulabilmesi, kimlik duygusunun şekillenmesi, geleceğe yönelik planların oluşturulması, karşı cinse ilişkin tutum ve davranışların tutarlı hale gelmesi, iş ve meslek yolunun çizilmesi, aile ve toplum değer yargılarının harmanlanıp kişinin kendine özgü bir değerler sistemi oluşturulması, ekonomik bağımsızlın sağlanması, davranışlarının sorumluluğunu üstlenir hale gelebilmesi gibi bir çok görev beklenmektedir.
 
Ergenlik döneminin uzun zaman sürmesi yanısıra, ergenden beklenen görevlerin çeşitliliği ve zorluğu; bu dönemde ergenlerin bazı sorunlar yaşamasına yol açabilir. Bu dönemin kendine özgü ruhsal ve davranışsal özellikleri, duygusal çalkantıları, uyum güçlükler, kimlik sorunları, bocalamaları,otoriteyle çatışmaları çoğu kez büyük sarsıntılara neden olmaksızın çözülür. Ancak bazı ergenler için, bu özellikler, ciddi ve ağır biçimde sorun yaşanmasına neden olabilir. Madde kullanımı da bu ciddi sorunlar arasında sayılmaktadır.
 
Ergenlik döneminin olağan gelişimsel çalkantılar arasında; derslerdeki başarısında dalgalanmalar, aileyle çatışma ve aile yaşamından uzaklaşma isteği, ruhsal yönden duygusal ve davranışsal sorunlar gösterme, ilgi ve isteklerinde kararsızlık ve değişkenlik, okul ya da meslek eğitimine ilişkin sorun ve bocalamalar yerini değiştirme gibi önemli kararlar söz konusu olabilir.
Çocuk ve gençlerde, madde bağımlılığının başlangıcını gösteren kesin bir işaret yoktur. Ergenliğin olağan duygusal sorunları ya da başka ruhsal bozuklukların da benzer belirtilere yol açabileceği akılda tutulmalı; ancak, ergende madde kullanımı kuşkusunu akla getirebilecek bazı ciddi davranış değişiklikleri gözden kaçırılmamalıdır. Bu belirtilerin ciddiyetinin değerlendirilmesi, başka ruhsal sorunlarla ayırıcı tanının yapılması, çözüm önerileri ve tedavi yaklaşımı; madde kullanımı konusunda özelleşmiş çocuk/ergen psikiyatristleri ve erişkin psikiyatrislerinin görev ve sorumluluk alanı içindedir.
 
Madde bağımlısı olan kişilerde görülen davranış değişiklikleri şöyle özetlenebilir:
- Arkadaş çevresi değişir.
- Aile ilişkileri azalır, odasında yalnız kalmayı tercih eder.
- Okul başarısı ve okula devamı azalır.
- Daha fazla para harcamaya başlar
- Bazen neşeli, sakin, bazen öfkeli, saldırgan davranışlar gibi ruhsal değişimler gün içinde gözlenir.
Bunun yanı sıra aşağıda sayılan fiziksel belirtileri de görebiliriz ancak unutmamalıyız ki bu belirtilerin sürekliliği ve nedenlerinin iyi gözlenmesi gerekmektedir.
 
FİZİKSEL
 
- Bitkinlik
- Dalgınlık
- Uyuklama
- Uyku bozukluğu
- Konuşma güçlüğü
- Burun akıntısı
- Terleme
- Titreme
- Dengesizlik
- Gözde kanlanma
- Göz bebeğinde daralma
- Yüzde kızarma-soğukluk
- Kabızlık
- İshal
- Terleme ve Titreme
- Yürüme bozukluğu
- Solunum güçlüğü-ağrılar
 
TOPLUMSAL RUHSAL
 
- Derslerdeki başarı oranı tamamen ve her derste birden düşmesi,
- Sık sık arkadaş değiştirme,
- Arkadaşlarına tamamen sırt çevirme,
- Çevreyle ilişkilerden kaçınma,
- Tamamen içine kapanma,
- Hiçbir şeye ilgi duymama ve her şeyden uzak kalma,
- Zaman zaman aşırı neşe ile öfke/saldırganlık arasında gidip dalgalanmalar,
- Evde odasına kapanma,
- Kendi bakım ve temizliğine dikkat etmez hale gelme,
- Fazla para harcama,
- Okulu ya da iş eğitimini tamamen bırakma,
- Kendi geleceği için hiçbir yol görmeme,
- Geleceğe dönük hiçbir adım atmak istememe,

Tavsiyeler

UYUŞTURUCU MADDE KULLANIMINI ÖNLEMEK İÇİN ANNE VE BABALARIN DİKKATİNE..
 
A. ÇOCUK VE GENCE ÖRNEK OLMA
 
Çocukların hergün karşı karşıya kaldıkları anne baba tutum, davranış ve ilişki biçimlerinin; onların eğitiminde çok önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Aile ilişkileri, çocuklar için, davranış biçimleri ve insan ilişkilerinin öğrenildiği bir sahne oluşturmaktadır. Madde kullanım konusunda da, benzer mekanizma işlenmekte olup; çocuklar, anne babanın maddeler konusundaki tutum ve davranışlarını gözlemlemekte ve benzer şeyleri uygulamaktadır. Toplumda, anne baba başta olmak üzere, öğretmenler ve diğer etkili yetişkinlerin madde kullanımı konusundaki tutum ve davranışları; çocuk ve gençler için çoğu kez kavram karmaşası yaratmaktadır. Çocuk ve gençler, zararlı etkisi kesin olarak kanıtlanmış olan sigara ve alkol gibi maddelerin, neden erişkinler tarafından kullanıldıklarını tam olarak kavrayamamakta; kendilerinin de bu ve buna benzer maddeleri kullanabileceği düşüncesi oluşmaktadır. Anne babalar, her ne kadar, çocuk ve gençleri bağımlılık yapan maddeler konusunda uyarsa da; kendi sergiledikleri davranış modelleri, mantıklı
uyarılarından çok daha etkin olmaktadır. Bu nedenle, anne babaların, kendilerinin kullanımı konusundaki tutum ve davranışlarının nasıl olduğunu irdelemeleri gerekir. Örneğin alkol, sigara, ilaç kullanımı konularında bu maddeleri kullanma nedenleri, sıklıkları, bu maddelere gereksinimleri, kullanıp-bırakma paternleri, bu alandaki güçlülük ve zayıflıkları gibi özelliklerin hepsi önem taşımaktadır. Çocuklar, anne babanın davranışlarını görerek öğrenir, anne-babanın birbirlerine olan tutum ve davranışlarını da kendilerine örnek alır, sorunların çözümünde anne babanın davranışlarını kopya ederler.
 
B. AİLE İÇİ EĞİTİM
 
Eşler arasındaki ilişkilerin her zaman çok pürüzsüz olması beklenemez. Zaman zaman sürtüşme, anlaşmazlık ve tartışmalar da olması doğaldır. Önemli olan, anlaşmazlıklar karşısında, eşlerin olaya yaklaşımları, birbirlerine karşı davranışları ve çözüme ulaşmada izlenen yolların nasıl olduğudur. Anlaşmazlıklarda eşlerin karşılıklı oturup konuşabilmesi, her iki tarafın da kabullenebileceği bir çözüm yolu bulabilme becerisi önem taşımaktadır. Hiç sorun yokmuş casına olayları görmezden gelip sahte bir uyum içinde yaşıyor olmak, hep birinin boyun eğmek zorunda sağlıksız bir ilişki biçimini sürdürmek, sorunların çözümünde çocuklara sarılmak ya da çatışmayı onların üzerine yansıtmak sağlıksız iletişim modelleridir.
Çocukların eğitiminde eşlerin beklentileri, istekleri, rolleri, sorumlulukları, nlendirmeleri, eğitime yaklaşım biçimleri kuşkusuz birbiriyle tümüyle aynı paralelde olmayabilir. Ancak, temel konulardaki eğitim anlayışında, tutarlı ve uyumlu bir birlikteliğin sağlanması çocuklar adına önem taşımaktadır.
 
C. ÖZGÜR, BAĞIMSIZ, SORUMLU, SINIRLARINI BİLEN, GÜVENLİ ÇOCUK YETİŞTİRME:
 
Madde bağımlılığı tehlikesi ile ilgili olarak anne babaların bilmesi gereken önemli özelliklerden biri; çocukları ve gençleri bağımsız olarak yetiştirebilmenin, onları madde bağımlılığından uzak tutabilecek en önemli etkenlerden biri olduğudur.
Maddeler, ancak kullanıldığında bağımlılık yaratırlar. Bağımlılık yapan maddelerin tümü ortadan kaldırılması mümkün olmayacağına göre; kişinin bu maddeleri kullanmama gücünün gelişmiş olması en temel özellik gibi görünmektedir. Kişinin madde kullanması için, maddeye hayır deme gücünün olmaması ve madde kullanımı konusunda önceden istekli olması gerekir. Bir başka deyişle, maddeye hayır diyemeyen ve kendisiyle ilgili sorumluluk duygusu yeterince gelişmemiş olan kişilerde maddeye alışma tehlikesi çok daha fazla olduğu söylenebilir.
Çocuklara sorumluluk duygusunu verebilmek, onları madde bağımlılığından uzak tutabilecek en önemli unsurdur.
Çocukları bağımsız olarak yetiştirmenin ne olduğu; onlara güven ve bağımsızlık duygusunu kazandıran bir eğitim yaklaşımının nasıl olacağı soruları hep akla gelmektedir.
Bunu anlayabilmek için, çocukların, kendilerine özgübir özgürlük ve serbestlikleri olması; ancak her şeyde olduğu gibi, bu özgürlüğünde sınırlarının iyi tanımlanması gerektiği bilinmelidir.
Çocukların kendilerine güvenebilmeleri, kişilik sahibi olabilmeleri için yalnız başlarına, anne-babasız hareket edebilecekleri alanlara gereksim bulunmaktadır. Anne-babaya düşen görev, çocuklarına bu serbest alanda yol göstermek; ancak bu serbestliğin sınırlarını da açık olarak belirlemektir.
Bu nedenle; çocukların belirli konularda; yaşlarına uygun olarak ve kendi başlarına serbest hareket edebilmeleri, onların kendi davranışlarını kontrol edebilmeleri için çok önemlidir.
Çocuk kendi başına bir karar verdiğinde; bu kararın kendi yaşamı üzerindeki etkileri konusunda bir sorumluluk alacak ve belli oranda bir riske girecektir. Bu risk ona ağır gelse bile, sonuçta kendisine bazı deneyimler kazandıracaktır. Kendi verdiği kararlar sonucu çocuğun olumlu şeyler elde etmesi, ona verdiği kararın doğru olduğunu öğrenecek; olumsuz şeyler yaşaması ise, bu deneyimin ona daha sonraki denemeler için katkıda bulunmasına sağlayacaktır. Bu deneyimler sonuçta, çocukta güven ve sorumluluk duygusunun gelişmesinde önemli adımlar olarak düşünülmektedir.
Bağımsızlık ve kişisel sorumluluk ancak uzun zaman süreci içinde, yavaş yavaş ve alıştırmalarla verilebilir.
Hangi yaşta olursa olsun, herkesin belirli sınırlara gereksinimi vardır.
Hem toplumsal yaşantıda uyumlu olabilmek, hem kişisel iç huzuru ve dengeyi sağlayabilmek için; kişinin belirli sınırlarının olmasına gerek vardır. Bu sınırlar, kişisel bütünlüğü koruyabilmek ve başkalarıyla iletişimde açık ve net olabilmek için de gereklidir. Bu sınırlar aynı zamanda, kişinin kendini hangi alanlarda ve nereye kadar geliştirebileceğinin da bir ölçüsü gibi düşünülebilir. Çocukların sınırları, önce anne baba olmak üzere çevre ve toplum tarafından belirlenmektedir. Aile, okul, meslek eğitimi, maddi durum, ev durumu gibi aileye değişen etkenler yanı sıra; alienin çocuk yetiştirme biçimleri, tüm alanlarıyla eğitim ve öğretim, toplumdaki sosyal ve kültürel değer yargıları da bu sınırların belirlenmesinde çok önem taşıyan değişkenlerdir.
Çocukların sınırlarının nasıl ve ne oranda olması gerektiği aile tarafından belirlenirken; kuşkusuz, çocuğun kendinden getirdiği yaratılış özellikleri de bunda etkili olmaktadır.
Daha bebeklikten başlayan bu sınırlar, çocuğun gereksinimleri ve ailenin tutumuna göre, her yaş için farklı düzey ve biçimde olmak üzere yeniden ayarlanmalıdır.
Çocuk ve gencin sınırları; “esnek ama gevşek değil”, “belirli ama katı değil”, “ tutarlı ama değişmez değil”, “yaptırımı olan ama zorlayıcı değil” nitelikte olmalıdır. Kuşkusuz, bu sınırların belirlenmesine, çocuk ve gencin gereksinimleri, beklentileri, dilekleri de önemsenmeli; gelişen topluma göre güncel değerler göz önüne alınmalı; çocuk ve gencin de bu oluşumda payının olmasına dikkat edilmelidir. Çocuğa belirlenen sınırların çok geniş ve gevşek olması; bir anlamda “sınır olmaması” anlamına gelmektedir. Bu durumda çocuk ve genç, gerçek yaşamda neyi, ne zaman, nerede, nasıl yapacağını öğrenmemekte; davranışlarını ayarlama ve kontrol edebilmeyi becerememekte; gerçek yaşamdaki ilişkileri
tam anlamıyla kavrayamamakta; insanlarla ve toplumla olan ilişkilerini ayarlayamamakta; kendi sınırlarının nerede bittiği ve başkalarının özğürlüğünün nerede başladığını kestirememekte; sosyal uyum ve iletişimde ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır.
Bunun tersine, çocuğa gereksiz engellemeler ve yasaklardan oluşan bir sınır belirlenmesi; “çocuğun kişiliğinin aşırı sınırlanması” demektir. Bu durum, çocuk ve gencin yaşam becerilerinin gelişmesinde engelleyici rol oynamakta; güvensizlik, karamsarlık ve kuşku duyguları ve bunların neden olduğu yeni psikososyal sorunlara yol açmaktadır.
Sınır ve sorumlulukların kesin olarak belirlenmediği, anne baba arasında belirgin tutum farklılıkları olduğu, aynı konuda farlı zamanlarda farklı sınırların söz konusu olduğu durumlar; “belirsizlik, tutarsızlık ve güvenilmezlik” olarak değerlendirilmektedir. Böyle bir durumda, çocuk ve genci, kendi davranışlarını ayarlama, karar verme ve sorumluluk almada sorun yaşamasına neden olacaktır.
Anne babalar için önemli cümleler:
Çocuk ve genç,
Duygusal açıdan Sevgi, ilgi, yakınlık, onaylama, Saygı görme, önem verilme,
Övgü alma, cesaretlendirme, kendini özgürce anlatabilme, Belli sınırlar içinde bağımsız davranabilme, Sağlıklı bir ortamda büyüyüp gelişme, Uygun biçimde eğitilme,
Umut ve beklentilerinin desteklenmesini ister.
Çocuk ve genç
Anne baba davranışlarını görerek öğrenir,
Anne babayı kendine örnek alıp taklit eder,
Anne babanın birbirlerine karşı davranışlarını gözler,
Sorun çözümünde anne babadan gördüklerini yapar.
Çocuk ve genç,
Anne babanın ona zaman ayırmasına gereksinim duyar,
Ailede olumsuz ilişkiler varsa onarılmasını ister,
Sorumlulukları üstlenmede yol gösterilme ve destek arar.
Çocuk ve genç,
Çocuk ve gence sorumluluk duygusunu verilmelidir,
Çünkü, sorumluluk duygusu madde bağımlılığından uzak olabilmede önemli bir unsurdur.
 

Vurgular

AİLELERE VE ÖĞRETMENLERE YÖNELİK BİLGİLENDİRİCİ ÇALIŞMALARDA VURGULANMASI ÖNERİLEN HUSUSLAR
 
1- Madde kullanan şahıslarda görülen ortak şüpheli davranış değişikliklerinin neler olduğunun belirtilmesi (fakat belirtilen şüpheli davranışları yapan herkesin de madde bağımlısı olarak görülmemesinin anlatılması),
2- Öğrenciler için bir model konumundaki öğretmenlerin ve anne-babaların çocuklarının ve öğrencilerinin görebileceği alan ve ortamlarda sigara ve alkol kullanmamaları,
3- “ İyi bir eğitici eğitmez, yaşayarak örnek olur” ilkesinin benimsenmesi,
4- Madde kullandığından şüphe edilen kişiye bir suçlu olarak değil; tedavi ve yardım edilmesi ve topluma kazandırılması gereken bir mağdur olarak yaklaşılması,
5- Her çocuğun toplum içerisinde değer verilmesi gereken en önemli varlık olduğunun unutulmaması ve bu düşüncenin olumlu davranışlarla çocuklarımıza hissettirilmesi,
6- Ebeveynin iş yoğunluğu ne kadar çok olursa olsun, çocuklarına onlarla ilgilenildiğinin gösterilmesi, onlar için küçük de olsa özel bir zamanın ayrılması,
7- Çocuklarımızın boş zamanlarının kötü niyetli kişiler tarafından doldurulmasını engellemek için, onlara sevdikleri faaliyetleri boş zamanlarında yapmaları için olanak sağlanması ve desteklenmesi,
8- Okul aile birliklerinin çocuklarımız için sadece okulda değil, okul dışındaki faaliyetlerini de kapsayan ve destekleyen organizasyonlar olarak yapılanmalarının sağlanması,
9- İlacı sadece doktorların vermesi gerektiği, doktor dışında hiç kimseden her ne ad ve amaçla olursa olsun ilaç alınmasının çok tehlikeli olduğu, bunların büyük olasılıkla bağımlılık yapan zehirli tabletler olduğu, kötü niyetli kişilerin özellikle haplara yönelik tuzaklarına çocuklarımızın düşmesinin bu yolla engellenmesi,
10- Çocukların okul içi ve dışındaki arkadaş ve akranlarının, gözetim ve kontrol altında tutularak sakıncalı guruplarla beraberliklerinin önlenmesi,
11- Toplumsal kabul gören maddelerden olan sigara ve alkolün daha etkili bağımlılık yapan maddelere (esrar, eroin, kokain vb.) geçişte kolaylaştırıcı rol oynadığının, sigara ve alkol kullanan insanların kullanmayanlara oranla esrar, eroin ve hap gibi maddelere bağımlı olma riskinin daha fazla olduğunun belirtilmesi,
12- Çeşitli tuzaklarla madde bağımlısı yapılmaya çalışılan çocuklarımızın, bu tuzaklara düşmemeleri için kendilerine teklif edilen her türlü bağımlılık yapıcı maddelere hayır diyebilme iradesini kazanmalarının öneminin anlatılması.
 
 

Çocuk Eğitimi > Eğitim Ve İletişm

B. AİLE İÇİ EĞİTİM
 
Eşler arasındaki ilişkilerin her zaman çok pürüzsüz olması beklenemez. Zaman zaman sürtüşme, anlaşmazlık ve tartışmalar da olması doğaldır. Önemli olan, anlaşmazlıklar karşısında, eşlerin olaya yaklaşımları, birbirlerine karşı davranışları ve çözüme ulaşmada izlenen yolların nasıl olduğudur. Anlaşmazlıklarda eşlerin karşılıklı oturup konuşabilmesi, her iki tarafın da kabullenebileceği bir çözüm yolu bulabilme becerisi önem taşımaktadır. Hiç sorun yokmuş casına olayları görmezden gelip sahte bir uyum içinde yaşıyor olmak, hep birinin boyun eğmek zorunda sağlıksız bir ilişki biçimini sürdürmek, sorunların çözümünde çocuklara sarılmak ya da çatışmayı onların üzerine yansıtmak sağlıksız iletişim modelleridir.
Çocukların eğitiminde eşlerin beklentileri, istekleri, rolleri, sorumlulukları, nlendirmeleri, eğitime yaklaşım biçimleri kuşkusuz birbiriyle tümüyle aynı paralelde olmayabilir. Ancak, temel konulardaki eğitim anlayışında, tutarlı ve uyumlu bir birlikteliğin sağlanması çocuklar adına önem taşımaktadır.
 
C. ÖZGÜR, BAĞIMSIZ, SORUMLU, SINIRLARINI BİLEN,
GÜVENLİ ÇOCUK YETİŞTİRME:
 
Madde bağımlılığı tehlikesi ile ilgili olarak anne babaların bilmesi gereken önemli özelliklerden biri; çocukları ve gençleri bağımsız olarak yetiştirebilmenin, onları madde bağımlılığından uzak tutabilecek en önemli etkenlerden biri olduğudur.
Maddeler, ancak kullanıldığında bağımlılık yaratırlar. Bağımlılık yapan maddelerin tümü ortadan kaldırılması mümkün olmayacağına göre; kişinin bu maddeleri kullanmama gücünün gelişmiş olması en temel özellik gibi görünmektedir. Kişinin madde kullanması için, maddeye hayır deme gücünün olmaması ve madde kullanımı konusunda önceden istekli olması gerekir. Bir başka deyişle, maddeye hayır diyemeyen ve kendisiyle ilgili sorumluluk duygusu yeterince gelişmemiş olan kişilerde maddeye alışma tehlikesi çok daha fazla olduğu söylenebilir.
Çocuklara sorumluluk duygusunu verebilmek, onları madde bağımlılığından uzak tutabilecek en önemli unsurdur.
Çocukları bağımsız olarak yetiştirmenin ne olduğu; onlara güven ve bağımsızlık duygusunu kazandıran bir eğitim yaklaşımının nasıl olacağı soruları hep akla gelmektedir.
Bunu anlayabilmek için, çocukların, kendilerine özgübir özgürlük ve serbestlikleri olması; ancak her şeyde olduğu gibi, bu özgürlüğünde sınırlarının iyi tanımlanması gerektiği bilinmelidir.
Çocukların kendilerine güvenebilmeleri, kişilik sahibi olabilmeleri için yalnız başlarına, anne-babasız hareket edebilecekleri alanlara gereksim bulunmaktadır. Anne-babaya düşen görev, çocuklarına bu serbest alanda yol göstermek; ancak bu serbestliğin sınırlarını da açık olarak belirlemektir.
Bu nedenle; çocukların belirli konularda; yaşlarına uygun olarak ve kendi başlarına serbest hareket edebilmeleri, onların kendi davranışlarını kontrol edebilmeleri için çok önemlidir.
Çocuk kendi başına bir karar verdiğinde; bu kararın kendi yaşamı üzerindeki etkileri konusunda bir sorumluluk alacak ve belli oranda bir riske girecektir. Bu risk ona ağır gelse bile, sonuçta kendisine bazı deneyimler kazandıracaktır. Kendi verdiği kararlar sonucu çocuğun olumlu şeyler elde etmesi, ona verdiği kararın doğru olduğunu öğrenecek; olumsuz şeyler yaşaması ise, bu deneyimin ona daha sonraki denemeler için katkıda bulunmasına sağlayacaktır. Bu deneyimler sonuçta, çocukta güven ve sorumluluk duygusunun gelişmesinde önemli adımlar olarak düşünülmektedir.
Bağımsızlık ve kişisel sorumluluk ancak uzun zaman süreci içinde, yavaş yavaş ve alıştırmalarla verilebilir.
Hangi yaşta olursa olsun, herkesin belirli sınırlara gereksinimi vardır.
Hem toplumsal yaşantıda uyumlu olabilmek, hem kişisel iç huzuru ve dengeyi sağlayabilmek için; kişinin belirli sınırlarının olmasına gerek vardır. Bu sınırlar, kişisel bütünlüğü koruyabilmek ve başkalarıyla iletişimde açık ve net olabilmek için de gereklidir. Bu sınırlar aynı zamanda, kişinin kendini hangi alanlarda ve nereye kadar geliştirebileceğinin da bir ölçüsü gibi düşünülebilir. Çocukların sınırları, önce anne baba olmak üzere çevre ve toplum tarafından belirlenmektedir. Aile, okul, meslek eğitimi, maddi durum, ev
durumu gibi aileye değişen etkenler yanı sıra; alienin çocuk yetiştirme biçimleri, tüm alanlarıyla eğitim ve öğretim, toplumdaki sosyal ve kültürel değer yargıları da bu sınırların belirlenmesinde çok önem taşıyan değişkenlerdir.
Çocukların sınırlarının nasıl ve ne oranda olması gerektiği aile tarafından belirlenirken; kuşkusuz, çocuğun kendinden getirdiği yaratılış özellikleri de bunda etkili olmaktadır.
Daha bebeklikten başlayan bu sınırlar, çocuğun gereksinimleri ve ailenin tutumuna göre, her yaş için farklı düzey ve biçimde olmak üzere yeniden ayarlanmalıdır.
Çocuk ve gencin sınırları; “esnek ama gevşek değil”, “belirli ama katı değil”, “ tutarlı ama değişmez değil”, “yaptırımı olan ama zorlayıcı değil” nitelikte olmalıdır. Kuşkusuz, bu sınırların belirlenmesine, çocuk ve gencin gereksinimleri, beklentileri, dilekleri de önemsenmeli; gelişen topluma göre güncel değerler göz önüne alınmalı; çocuk ve gencin de bu oluşumda payının olmasına dikkat edilmelidir. Çocuğa belirlenen sınırların çok geniş ve gevşek olması; bir anlamda “sınır olmaması” anlamına gelmektedir. Bu durumda çocuk ve genç, gerçek yaşamda neyi, ne zaman, nerede, nasıl yapacağını öğrenmemekte; davranışlarını ayarlama ve kontrol edebilmeyi becerememekte; gerçek yaşamdaki ilişkileri
tam anlamıyla kavrayamamakta; insanlarla ve toplumla olan ilişkilerini ayarlayamamakta; kendi sınırlarının nerede bittiği ve başkalarının özğürlüğünün nerede başladığını kestirememekte; sosyal uyum ve iletişimde ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır.
Bunun tersine, çocuğa gereksiz engellemeler ve yasaklardan oluşan bir sınır belirlenmesi; “çocuğun kişiliğinin aşırı sınırlanması” demektir. Bu durum, çocuk ve gencin yaşam becerilerinin gelişmesinde engelleyici rol oynamakta; güvensizlik, karamsarlık ve kuşku duyguları ve bunların neden olduğu yeni psikososyal sorunlara yol açmaktadır.
Sınır ve sorumlulukların kesin olarak belirlenmediği, anne baba arasında belirgin tutum farklılıkları olduğu, aynı konuda farlı zamanlarda farklı sınırların söz konusu olduğu durumlar; “belirsizlik, tutarsızlık ve güvenilmezlik” olarak değerlendirilmektedir. Böyle bir durumda, çocuk ve genci, kendi davranışlarını ayarlama, karar verme ve sorumluluk almada sorun yaşamasına neden olacaktır.
 
 
AİLE İÇİ İLETİŞİM:
 
 
 
Anne babalar için önemli cümleler:
Çocuk ve genç,
Duygusal açıdan Sevgi, ilgi, yakınlık, onaylama, Saygı görme, önem verilme,
Övgü alma, cesaretlendirme, kendini özgürce anlatabilme, Belli sınırlar içinde bağımsız davranabilme, Sağlıklı bir ortamda büyüyüp gelişme, Uygun biçimde eğitilme,
Umut ve beklentilerinin desteklenmesini ister.
Çocuk ve genç
Anne baba davranışlarını görerek öğrenir,
Anne babayı kendine örnek alıp taklit eder,
Anne babanın birbirlerine karşı davranışlarını gözler,
Sorun çözümünde anne babadan gördüklerini yapar.
Çocuk ve genç,
Anne babanın ona zaman ayırmasına gereksinim duyar,
Ailede olumsuz ilişkiler varsa onarılmasını ister,
Sorumlulukları üstlenmede yol gösterilme ve destek arar.
Çocuk ve genç,
Çocuk ve gence sorumluluk duygusunu verilmelidir,
Çünkü, sorumluluk duygusu madde bağımlılığından uzak olabilmede önemli bir unsurdur.
 
Anne babanın, çocuk eğitiminde unutmaması gereken bazı cümleler, madde kullanımı konusunda da geçerli olup (yukarıda); yaklaşımın da dikkate alınmaları gereken bazı cümleler vardır.(aşağıda).

Çocuk Eğitimi > Model Olma

. ÇOCUK VE GENCE ÖRNEK OLMA
 
Çocukların hergün karşı karşıya kaldıkları anne baba tutum, davranış ve ilişki biçimlerinin; onların eğitiminde çok önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Aile ilişkileri, çocuklar için, davranış biçimleri ve insan ilişkilerinin öğrenildiği bir sahne oluşturmaktadır. Madde kullanım konusunda da, benzer mekanizma işlenmekte olup; çocuklar, anne babanın maddeler konusundaki tutum ve davranışlarını gözlemlemekte ve benzer şeyleri uygulamaktadır. Toplumda, anne baba başta olmak üzere, öğretmenler ve diğer etkili yetişkinlerin madde kullanımı konusundaki tutum ve davranışları; çocuk ve gençler için çoğu kez kavram karmaşası yaratmaktadır. Çocuk ve gençler, zararlı etkisi kesin olarak kanıtlanmış olan sigara ve alkol gibi maddelerin, neden erişkinler tarafından kullanıldıklarını tam olarak kavrayamamakta; kendilerinin de bu ve buna benzer maddeleri kullanabileceği düşüncesi oluşmaktadır. Anne babalar, her ne kadar, çocuk ve gençleri bağımlılık yapan maddeler konusunda uyarsa da; kendi sergiledikleri davranış modelleri, mantıklı
uyarılarından çok daha etkin olmaktadır. Bu nedenle, anne babaların, kendilerinin kullanımı konusundaki tutum ve davranışlarının nasıl olduğunu irdelemeleri gerekir. Örneğin alkol, sigara, ilaç kullanımı konularında bu maddeleri kullanma nedenleri, sıklıkları, bu maddelere gereksinimleri, kullanıp-bırakma paternleri, bu alandaki güçlülük ve zayıflıkları gibi özelliklerin hepsi önem taşımaktadır. Çocuklar, anne babanın davranışlarını görerek öğrenir, anne-babanın birbirlerine olan tutum ve davranışlarını da kendilerine örnek alır, sorunların çözümünde anne babanın davranışlarını kopya ederler.
 
TELEVİZYONUN ETKİSİ:
 
Çocuğun yaşı ilerledikçe, sporcular, televizyon kahramanları,toplumda fark edilen kişiler özdeşim nesneleri olmaya başlar. Gençlik çağı, hızlı ruhsal, bedensel, zihinsel ve toplumsal değişimlerin yaşandığı, karmaşık bir dönemdir. Bir yandan bağımsız olmak için uğraşırken, diğer yandan ait olabileceği yeni oluşumlara gereksinim duyar. Arkadaşlarının değerleri ön plana çıkar, kendini tanıma yönünde büyük istek vardır. Az ya da çok , büyüklere baş kaldırarak, farklı görüşleri savunarak var olduklarını, bir birey olduklarını kanıtlamaya çalışırlar. Üzerine uyan paltoyu bulmaya çalışır gibi çevresindeki kişilerin dikkat çekici özelliklerini alıp denemeye başlarlar. Kimi uyar, kiminden vazgeçerler. Kendi yetilerinin farkına varmaya başladıkları için bunu sonuna dek kullanmaya çalışırlar. Bu nedenledir ki büyüklerin deneyimlerine en çok gereksinim duydukları bu dönemde, en az danışanlar olurlar.
 
Özdeşim, giderek azalan bir biçimde erişkinlikte de devam eder. Modaya uyum, politik liderleri taklit, televizyon kahramanlarına öykünme erişkin dönem özdeşimlerine örneklerdir.
 
Bu açıdan televizyonun etkilerinin gözden geçirilmesi hem bireysel kimliğimiz, hem de toplumsal kimliğimiz açısından çok önemlidir. Biraz araştırırsak hepimizin belleklerinde bunu doğrulayan pek çok örnek bulabiliriz.
 

Prof. Ferhunde Öktem Yaşam Basamakları

Okula başlayan çocuk için öğretmen ve arkadaşları ön plana çıkacaktır.Öğretmeni özdeşim modeli olmaya başlayacak, bir gruba ait olma gereksinimini arkadaşlarıyla doyuracaktr. Bu dönemde daha çok kızlar kızlarla, erkekler erkeklerle arkadaşlık kurarak cinsel rollerini sınamak ve pekiştirmek olanağı bulacaklardır. Dünyayı algılama biçimleri iki uçtadır; siyah ve beyaz vardır, griyi bu iki rengin arasına yerleştiremez.
 
B dönem çocukları somut olayları anlar, mantık kurallarını fiziksel nesneler gibi somut olana uygulayabilirler, soyut fikirleri anlamakta güçlük çekerler. Ancak, 10 yaşından itibaren soyut düşünme yetilerinde hızlı bir artış olur. Daha çok mizah, parodi, kinaye (ironi), ve hiciv, yergi (satire) gibi soyut düşünce özelliklerin göstermeye başlarlar. Mecazları ve dolaylı anlatımları algılayamazlar. Mesajı olduğu gibi aldığı için bu yaş grubundaki çocuklara verilecek mesajın içeriği önemlidir. Soyutlama yeteneği geliştikçe duygudaşlık (empati) geliştirmeye ve kendi davranışlarının başkaları üzerinde yarattığı etkileri anlamaya başlar. Ahlak ilkeleri oturuşmaya başlar. Ancak başlangıçta somut sonuç temelli yargılamalarda bulunacak, yaklaşık 10 yaşından sonra niyet temelli yargılamalara geçebilecektir. Bu gelişimin sağlıklı olabilmesi için başka görüş açılarının paylaşılıp,konuşulup tartışılmasında yarar vardır. Spor, müzik, plastik sanatlar gibi etkinliklere yönlendirme çocuklarının farklı yeteneklerni görüp, zenginleşmelerine neden olacaktır. Sorumlulukların bilinçli olarak kazandırılması için en uygn dönemdir.
 
Okula başlama çocuklar için toplumsallaşma yolunda atılmışçok önemli bir adımdır. Okul, paylaşmanın, hak ve sorumlulukların birlikte yaşandığı bir ortamdır. Okul kuralları yaşam kurallarnın benimsenmesine yardımcı olur. Dünyann en önde gelen okulları bu niteliklerini, kuralları sevgiyle ama tutarlılıkla benimsetmelerine bağlamaktadırlar. Bu okullarda kurallar vardır ve en önemlisi bu kurallar tüm çocuklar tarafından bilinir. Okula uyumun en önemli ögesi ellerindeki kitapçıklarda onların anlayabileceği biçimlerde yazılmış kuralları, nedenleri ile tartışmak ve benimsemektir. Bu okullarda çocuklarla birlikte hazırlanan sözleşmelerde hak ve sorumlulukların birlikte ele alınması çocukların bilinçlenmesi konusunda çok yapıcı bir rol oynamaktadır. Örneğin; “Okulumuzda sessiz bir sınıfta ders yapmak benim hakkımdır. Ancak arkadaşlarımın da sessiz bir sınıfta ders yapmasını sağlamak benim ödevimdir” gibi
 
Okul döneminde özdeşim nesnesi anne babadan öğretmene kayar. “Her şeyi bilen” bir öğretmenin nitelikleri çocuklar üzerinde çok önemli rol oynayacaktır. Her iki cinsiyetle kurulan arkadaşlıklar çocukların kendilerinin farklı özelliklerini daha iyi tanımalarına, kendileriyle daha barışık, başkalarıyla ilişkilerinde daha becerikli olmalarına yol açacaktır. Ödev yapmak sorumluluğun kazanılması adına diğer pek çoğunun benimsenmesi için örnek yaşantılardır. Bu konunun farkında olan öğretmenler, çocukların düşünme ve yaratıcılığını geliştirici, yıldırıcı olmayan, oyun gibi çok temel gereksinimlerine zaman tanıyan ödevlerle, bunun gelişimine yardımcı olurlar.
 
Ergenlik dönemi bedensel büyüme ve değişikliklerin çok hızlı yaşandığı bir evredir. Hem gençler hem de onlarla birlikte yaşayan erişkinler bu değişime ayak uydurmada zorlanabilirler. Yetişkin otoritesinin önemsenmediği ya da tepki gösterilebildiği bir dönemdir Cinsel, politik, etnik ve dini alanlarda çeşitli denemelerle bir kimlik oluşturmaya çalışır Bir ideoloji geliştirmeye ve bununla bağlantılı değerlerin, davranışlarına rehber olmasına çalışır Aile dışında, farklı özdeşim modellerine ilgi artar. Anne-babadan ve diğer yetişkinlerden duygusal açıdan bağımsızlaşmaya çalışır Kuralları ve sınırları zorlamayı dener, riskli davranışlara girişebilir. Riskli davranışların çekici bir şekilde sunulması, ya da gençlik dönemine özgü bir değer olarak aktarılması bu tür davranışların taklit edilme olasılığını artıracak, istenmeyen sonuçlara yol açabilecektir. Kendi yaşıtlarından gelen iletiler daha etkilidir. Bilişsel olarak erişkinin yeteneklerine denktir. Aradaki fark eğitim ve deneyimden kaynaklanmaktadır. Karşı cinse ve cinselliğe ilgi artar. Karşı cinsle arkadaşlık kurmaya ve flört etmeye başlar.
 
Bedene ve dış görünüşe ilgi artar. Duyguları çok değişken olabilir ve çok çabuk örselenebilir Güven-güvensizlik gibi iki uçtaki davranış ve duyguları çok kısa aralıklarla yaşayabilir.. Bağlandığı ve özdeşleştiği kahramanların davranışlarını çok yoğun bir biçimde sahiplenebilir Riskli içeren ya da suça yönelik davranışlar gençlere çekici gelmektedir..
 
Ergenlik dönemini simgeleyen bir yontu yapılsa, ergen bir eliyle iten ve reddeden, diğer eliyle isteyen ve bekleyen şekilde gösterilebilirdi. Bir yandan yoğun bağımsızlık isteği diğer yandan ait olma ve sahip çıkılma beklentisi bu dönemde yaşanan tipik çatışmalardandır. Ergenlik yoğun çelişki ve ikilemlerin yaşandığı bir dönemdir. Bu nedenle ergen, kendini tanıma yolunda büyük bir çaba harcamak zorunda kalır. Ben kimim? Nelerden hoşlanırım? Gücüm ve yeteneklerim nedir? Neleri yapamam? Gelecekte ne olacağım? gibi soruları henüz kendi yanıtlayamazken bu gibi konularda birilerine yanıt verme ya da en azından etkileşime girmek zorunda kalır. Bir gün önce sevdiği bir giysiyi bir gün sonra neden sevmediğini anne ve babasına anlatmakta çok güçlük çeker. Dün işe yaramaz bulduğu bir fikri bu gün neden savunduğunu kendisi de bilmiyordur ama yine de sonuna kadar direnir. Bu durum gençlerle birlikte yaşayan erişkinleri de çok zorlar. Delikanlılık döneminin çalkantılarını atlatmış, dingin bir yaşamın keyfini çıkarmaya çalışan erişkinler de bu bilinmezliklerden huzursuz olabilirler. Nasıl baş edebileceklerini bilemeyebilirler. Bebeklik döneminden başlayarak kurulan sağlıklı, karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan tutarlı bir ilişkiyle yetişen gençlerde bu karmaşa çok daha az yaşanır. Yine de az da olsa duygusal git- gellerin yaşanabileceğinin bilinmesi anne, baba ve çocuk açısından bir aşı işlevi görmekte, koruyucu ve rahatlatıcı olmaktadır.
 
Kendine güven ve güvensizlik ergenlik döneminde en yoğun yaşanan çelişkilerdendir. Ergen bir yandan öne sürülen tüm örneklere karşın ergen, eve geç vakit tehlikesizce dönebileceğini savunur. “Bana güvenmiyor musunuz? Bana bir şey olmaz” sözcükleri çok sık duyulur ergenin ağzından. Ancak aynı ergen yolda adres sormaya utandığı için saatlerce yanlış yollara sapabilir. Ya da derste soru sormaya, komşudan bir fincan ödünç şeker istemeye çekinir. Bir yandan kendini vazgeçilmez biçimde hoş bulan genç, yüzünde çıkan bir sivilce ya da yatmayan saçı nedeniyle dünyanın en çirkin kişisi haline gelebilir!
 
 
Çok kısa aralıklarla aşırı hareketli ve aşırı durgun olabilir. Kabına sığamayan, “eli, kolu durmayan” çocuğunuz bir an sonra gözünü saatlerce tavana dikip yatabilir.
 
Bir yandan başarılı olmak beğenilmek ister: Diğer yandan çalışkan olduğunda arkadaşları arasında komik duruma düşeceği , alay konusu olacağı yönünde bir endişesi olabilir. Bu dönemde başkalarının, özellikle arkadaşlarının ne düşündüğü onun için çok önemlidir.
 
 
Giyim beğenilme ve ait olma duygusunun somut bir ögesidir. Arkadaşlar arasında adı geçen ya da benzemek istediği kişilerin üzerinde görülen giysiler ve markalar öne çıkar. Ancak, sahip olmak için o denli çaba gösterilen ayakkabılar bağları açık, partal bir görünümde giyilebilir, kot pantolonlar beyazlatılmak için duvarlara sürtülebilir, üzerine yazılar yazılabilir ya da kesikler oluşturulabilir.
 
İlgi duyduğu konular ve nesnelere ilişkin aşırı dikkat ve titizlik söz konusudur. Yapmak istemediği ya da ilgisini yeteri kadar çekmeyen bir konuda dikkatini toplamak çok zor bir uğraştır. Pek çok ana babanın ortak tanımı olan “bakar görmez” sözcüğü bu durumu oldukça güzel özetlemektedir. Yine “on kez yirmi kez sesleniyorum duymuyor” şeklinde yakınılan ergenler, kendilerine ilişkin bir fısıltıyı bile duyabilirler.
 
 
Ergenlik döneminde gençler çok kırılgan olurlar. En ufak bir eleştiriyi benliklerine yapılmış bir saldırı olarak değerlendirebilirler. Buna karşın argo , kaba konuşma ve hitap biçimlerine en çok bu dönemde rastlanır. Aynı zamanda keskin birer gözlemci olma yeteneğinin tadını çıkaran ergenler acımasız birer eleştirmen olurlar. Onların yaptığı biçimdeki bir eleştiri sizden gelirse bunu kaldırmakta zorlanır, hiç unutmaz ve sizin kendinizi suçlu hissetmenize neden olur.
 
Özveri ve acımasızlık neredeyse aynı zamanda bile gözlenebilir. Babasının borçlanarak aldığı bir giysiyi hiç düşünmeden bir arkadaşına armağan verebilir.
 
Büyümek ve gelişmek her çocuğun gerçekleştirmesi beklenilen hoş bir serüvendir. Ancak, her serüven gibi zaman zaman bilinmezliklerin yaşanması, beklenmeyen sürprizlerin ortaya çıkması bu uğraşıyı daha meraklı hale getirir.
 
Bu denli karmaşa içinde olan ergenlerin kendilerini sevebilen bir yetişkin olmaları için sevildiklerinden emin oldukları bir ortam içinde büyümeleri ön koşuldur. Çocuklar zaman zaman yaptıkları yaramazlıklarla büyüklerinin kendilerine olan sevgilerini sınarlar. “Beni ne kadar çok seviyorlarsa o kadar çok katlanırlar” mantığı çok yabancı olmasa gerek. Ancak yetişkinlerin de bunu “Seni çok seviyorum. Bu nedenle kendine olumsuz bir şey yapmana ya da olumsuz bir kimlik geliştirmene izin veremem şeklinde değiştirmesi gerektir. Küçük yaştan başlayarak, konulan kuralların tartışılabileceği, gözden geçirilebileceği ancak konulduktan sonra uyulması gerektiği çocuklara aşılanmalıdır.
 
Çelişkili davranış biçiminin belki en uç örneği bağımlıklar açısından yaşanabilir. Özgürlüklerine en düşkün oldukları bu dönemde bağımlılık onları çok ürkütür.. Ancak yaşadıkları karmaşa nedeniyle neye bağımlı olduklarını anlamadan bağımlı olabilirler. Bu dönemde, en sağlıklı olanı ergenin, ailesine bağlılığını sürdürerek bağımsızlığını kazanmasıdır

Çocuk Eğitimi > Sınır Koyma

Çocukların ruhsal gelişimlerinde önemli olan, farkındalık yaratılması gereken ve etkileri sonraki yıllara yayılan bazı kilometre taşlarının bilinmesinde yarar görülmektedir.
 
Çocuğa yapılan yatırım ona konulacak ismin belirlenmesiyle somutlaşır. Ailenin beklentisi isimde simgeleşir. Anne babanın çocuğu ile keyifli ilişkisinin oluşmasında, herkesin içine sinen ve ilerde çocuğun güçlük çekmeden, adı ile barışık yaşayacağı bir ismin konulması da önemli rol oynar. Çocuğuna sevmediği bir ismin konulma zorunluluğu ya da kendisine bırakılmaması anne çocuk ilişkisinin kurulmasında olumsuz bir rol oynayabilecektir.
 
Doğumu izleyen günler anne bebek arasındaki bağın kurulması için büyük önem taşır. Bu nedenle anne ve bebeğin sorunlardan uzak tutulabilmesi, onların gereksinimlerinin karşılanabilmesine yönelik düzenlemeler bu bağın kurulabilmesi için zemin hazırlar.
 
Bebekler doğduğu zaman anne ya da anne yerine geçen kişi ile sağlıklı bir bağ kurmak zorundadır. Temel gereksinimlerinin karşılanması sırasında annenin tutum ve davranışları bebek tarafından algılanmakta ve kimlik gelişiminde önemli bir etmen olmaktadır. Bebeğin verdiği mesajlara annenin gösterdiği duyarlık ve yanıtlar, bebeklerin kendine güvenlerinde ve ruhsal sağlıklarında çok önemlidir. Bebek ilk iletişimini ağlaması aracılığı ile kurar. Annelerin büyük oranda bebeklerinin ağlamalarını doğru yorumladıkları görülmektedir. Bebeğin gereksinimlerinin doğru anlaşılması ve giderilmesi , onun kendini yetkin hissetmesine ve umarsızlık, çaresizlik duyguları yaşamamalarına neden olur. Annenin de yeterli olduğu düşüncesi bebeği ile sağlıklı ilişkinin kurulması ona güven aşılayabilmesi açısından temeldir. Bu nedenle anneyi güvenli kılacak, kendini yeterli ve yetkin hissettirecek olanaklar sunulması ruh sağlığı yerinde çocukların yetiştirilmesi açısından çok önemlidir. Bebeğin anne ile kuracağı güzel bağ, önce babaya, giderek tüm insan ilişkilerine genellenecektir.
 
Bebekler kendilerini çevrelerindeki insanların, özellikle annesinin yüzüne bakarak değerlendirmektedir. Yüzüne mutluluk ve hoşnutlukla bakan bir annenin aynalaması ile bebek kendini “İYİ” olarak algılayacak ve yaşantısı o bağlamda daha güçlenerek devam edecektir. Bu nedenle erken dönemlerde ailenin bu yönde bilgilendirilmesi ve koşulları konusunda yardımcı olunması anne bebek arasındaki bu bağın kurulmasını kolaylaştıracaktır. Depresyon ya da benzeri ruhsal sorunları olan annelerin bebekleri ile olan ilişkilerinde bu yakınmaların olumsuz izleri gözlenmektedir ve bu izler ileriki yıllara da taşınmaktadır.
 
Yaklaşık altı aylık olduklarında bebekler artık annelerinin ve babalarının özel kişiler olduklarını algılamaya, onları tanımaya başlar. Nesne sürekliğinin kazanımı denilen önemli evrenin oluşumuyla artık ayrılıklara daha duyarlıdır
 
Bir yaşına giren çocuklar yürüme ile birlikte ayrışma ve bireyselleşme özelliklerini gösterecektir. Birey olmalarının güvenli ortamlarda yaşanması ve yüreklendirici bir biçimde desteklenmesi gereklidir. Sağlıklı bağlanmasını kuramayan çocukların, sağlıklı ayrışmaları da zordur. Bu nedenle dönem özelliklerinin izlenmesi ve bu özelliklere göre doyurulması çok önemlidir. Bu, aynı zamanda merak ve keşif duygusuna yönelik takınılacak tutumun da belirleyicisi olmaktadır.
 
İki yaş dolayları kaynaklarda “korkunç iki yaş” olarak adlandırılır. Çünkü bu dönemde çocukların benlikleri gelişmektedir. Sınırların ve yetkinliğin denendiği, her şeyin alınmaya çalışıldığı, benliklerine mal edilmeye çabalandığı bir dönemdir. Bu dönemi korkunç kılan, çocuğun yetkinlik sınırlarının boyutlarının deneme çabasıdır. Tutturmalar, isteklerine ulaşabilmek için geçerli yol ve yöntemlerin sınanmaları hep bu evrede olur. Ağlayarak ve tutturarak elde etmeyi öğrenen bir çocukta bu davranım yerleşecek ve sürecektir. Bu dönem sağlıklı sınırların konulmaya başlamasının gerektiği bir evredir. Çiş ve kaka kontrolu bu dönemde oluşur. Çocukla inatlaşmaya girmeden verilen bir tuvalet eğitimi, çocuklar için olduğu kadar büyükler için de bir ödüldür. Çiş ve kaka kaçırmalar için aşırı tepki göstermek, çocuğu aşağılamak benlik saygısını örseleyecek, kendine güvenini zedeleyecek, çocuk ve büyükler arasındaki ilişkiyi bozacaktır.
 
Bu yaştaki bir çocuğu taşkın bir sele benzetebiliriz: Ne yana sapacağı, neyi kırıp dökeceği bilinmez. İçi karmakarışıktır. Biz bu taşkın gücü bir baraj haline getirebilirsek, üretken olur, çevresinde güzellikler yetişir, zengindir, yalnız kalmaz. İşte sınırların denendiği bu dönemde çocuklara sınırların olması gerektiği duygusu verilmelidir. Özgür ve demokrat çocuk yetiştirmekle, sınırsız, kontrolsuz çocuk yetiştirmenin çok farklı olduğu unutulmamalıdır. Kuralların sorgulanabileceği, ancak altında yatan felsefe, düşünce biçimi anlaşıldıktan sonra benimsenmesi ve uyulması düşüncesi temel olmalıdır.
 
Çocuklar neden sınırlara gereksinim duyar?:
1. Sınırlar çocukların dünyayı algılamaları ve anlamalarına yardımcı olur.
2. Çocuklar için elde ettikleri şey değil, elde ediş yolunun sınanması önemlidir. Bu yolun işleyip işlemediği sürekli sınanır.
3. Sınırlar onaylanan ve onaylanmayan davranışları tanımlar.
4. Sınırlar büyümenin fark edilmesini sağlar.
5. Sınırlar güvenlik sağlar
6. Sınırların tedavi edici özelliği vardır.
 
Üç yaş ilk aşkların yaşandığı bir dönemdir. Kız çocuklar babalarıyla, erkek çocuklar anneleriyle ilk aşklarını yaşarlar. Diğer ebeveyn kendinin sahip olmak istediğini elde etmiş göründüğü için onunla bir rekabet de söz konusudur. Bu, cinsel kimliklerin oluşması ve yerleşmesi için bir basamaktır. Daha sonra anne ve babası ile bir rekabet yaşamaktansa, aynı cinsiyette olan anne ya da babası gibi olarak onun elde ettiklerini kazanabileceğini düşünür. Ve kimlik ve kişilik gelişimindeki çok önemli bir olgu, özdeşim başlar. Kızlar anneleri gibi davranarak, erkekler babaları gibi olarak kız ve erkek olmayı öğrenirler. Bu evrede anne ve babanın kendi cinsel kimliklerinden mutlu olmaları ve bunu çocuklarına yansıtabilmeleri çok önemlidir. Bunun yanısıra anne ve babaların eşlerine yönelik olumlu duygu ve düşüncelerini aktarıyor olmaları çocukların özdeşimlerini sağlıklı yürütmelerini kolaylaştıracaktır.
 
Üç yaş ve bitimi ile ana okullarına başlayan çocuklar dağarcıklarında bu bilgi ve duygularla gelirler. Okullardan gelen “Ali bana aşık.”, “Ayşe beni seviyor.” sözcüklerinin altında yatan “yeni öğrendiğim bu rolümü gereği gibi yapıyor muyum?” duygusunun sınanmasıdır.
 
Duygusal olarak bu aşamalardan geçerken, bilişsel olarak da çok yoğun ve hızlı bir öğrenme süreci yaşamaktadır. Bu nedenle eğitim yaşamının her evresinde yaşına ve becerilerine uygun bir biçimde devrede olmalıdır.
 
Gerek ruhsal gerekse zihinsel gelişimleri sırasında çocuğun kullandığı en temel yöntem oyundur. Yaşantısında her zaman önemle varolmalıdır.
 
Okul öncesi eğitim, özellikle yoksunluğu olan çevrelerde zihinsel gelişim açıklarını en aza indirger ve yaşamın öğrenmeye en açık evresini verimli geçirmeyi sağlar.
 
Okul öncesi dönemde çocuklar, ben merkezcidir, dünyası kendi algılarıyla sınırlıdır. Farklı bakış açılarını anlamakta güçlük çeker. Düş gücü yüksektir ve düş ile gerçeği ayırt etmekte zorlanır. Cansız nesnelere insan özellikleri yükler. Çizgi filmlerde olan her şeyin gerçek yaşamda da olabileceğini düşünür. Karşısındaki insanların niyetlerini anlamakta zorlanır. Çocuğun, düşüncesini oluşturmada fiziksel özelliklere ilişkin algılar başattır Görünüşe aldanır ve bu özelliği yanılmasına yol açabilir (örneğin iyi giyimli bir yetişkinden zarar gelmeyeceğini düşünür). Dili kullanmada giderek ustalaşır. Sözcük dağarcığı hızla gelişir. Kendi bedenine saygı duymayı ve korumayı öğrenmeye başlatılmalıdır.
 
Üç yaş çocuğunun bir daireyi, beş yaş çocuğunun bir kareyi, yedi yaş çocuğunun ise bir eşkenar dörtgeni kopya edebilmesi beklenmektedir. Beş yaş çocuğu, bir ve birden fazla kavramlarını, temel üç rengi bilebilmeli, ilkel de olsa bir insan resmi çizebilmelidir.
 

Bağımlıların Aile Profili

Uyuşturucu kullanan gençlerin ailelerindeki benzer bazı özellikler dikkate değerdir;
 
1-Parçalanmış boşanmış aileler
2-Anne Babadan birinin kaybı
3- Aile içinde madde bağımlısı bireylerin bulunması
4- Aile içi iletişim eksikliği,
5- Baskıcı ve ilgisiz aile ortamı
6- Aile içinde gencin model alabileceği bireyin bulunmaması
 
 
  • Polis Radyosu
  • Kurumsal E-Posta
  • Polsan
  • PEKAY
  • UPEM
  • Suç Önleme Sempozyumu
  • İçişleri Bakanlığı
  • BİMER